Ana Sayfa Gündem Aruk: Cenazelerde yemek vermek caiz değil

Aruk: Cenazelerde yemek vermek caiz değil

Pozantı İlçe Müftüsü Seyfullah Aruk, 7 Şubat 2020 Cuma Pozantı Camilerinde verilen vaazda, çok önemli bir konuya değinerek, “Taziye ve Adabı” başlığı altında cenazelerde, yemek verme zorunluluğunun, dinen caiz olmadığı gibi, taziye adabına da uygun değildir” dedi. Müftünün ses getiren açıklaması aynen şöyle yer aldı.

Giriş Tarihi: 10 Şubat 2020 Pazartesi 08:24
Aruk:  Cenazelerde yemek vermek caiz değil

Pozantı İlçe Müftüsü Seyfullah Aruk, 7 Şubat 2020 Cuma Pozantı Camilerinde verilen vaazda, çok önemli bir konuya değinerek, “Taziye ve Adabı” başlığı altında cenazelerde, yemek verme zorunluluğunun, dinen caiz olmadığı gibi, taziye adabına da uygun değildir” dedi. Müftünün ses getiren açıklaması aynen şöyle yer aldı.

“Sözlükte, “birine sabır telkin etmek” anlamındaki taziye; terim olarak yakını vefat eden kimseleri sabır ve metanet göstermeye teşvik etmeyi, baş sağlığı dilemeyi, onları teselli edip acılarını paylaşmayı ifade eder. Tâziye kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de geçmemekle birlikte her canlı için ölümün kaçınılmaz olduğunu ve sonunda herkesin Allah’ın huzuruna varacağını bildiren âyetler (Âl-i İmrân, 3/185; Enbiyâ, 21/35; Ankebût, 29/57) insanların ölüm gerçeği karşısında düzgün bir hayat yaşamalarının gerekliliğine işaret etmektedir. Bakara suresinin 154-156. âyetlerinde Allah’ın, insanları çeşitli sıkıntı ve kayıplarla imtihan ettiği, ölümün de bunlardan biri olduğu belirtildikten sonra bunları sabır ve metanetle karşılayanlar Allah’ın rahmet ve hidayetiyle müjdelenmektedir.

Tâziye kavramı bazı hadislerde geçmektedir. Abdullah b. Mes‘ûd’un rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (sav); “Başına bir musibet gelene tâziye ziyaretinde bulunan kimseye, musibete uğrayanın sevabı kadar sevap verilir” buyurmuştur. (İbn Mâce, “Cenâiz”, 56; Tirmizî, “Cenâiz”, 71)

Diğer bir hadiste, yaşadığı bir ölüm acısından dolayı mümin kardeşine tâziyede bulunan kimseyi Allah’ın, kıyamet gününde herkesin gıpta edeceği güzellikte bir elbiseyle donatacağı bildirilir. Bazı hadislerde Peygamberimiz (sav)’den tâziye örnekleri yer almaktadır. Meselâ oğlu vefat etmek üzere olduğu için büyük acı çeken kızı Zeyneb’i, “Veren de alan da Allah’tır, O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır” şeklinde teselli etmiştir. (Buhârî, “Cenâiz”, 33; Müslim, “Cenâiz”, 11) Bu ifadeler, sonraki dönemlerde müslümanlar arasında yaygınlaşan tâziye sözlerine örnek olmuştur. Çocuğu ölen Muâz b. Cebel (ra)’e Resûl-i Ekrem’in yazdığı rivayet edilen taziye mektubundaki; canlarımız, mallarımız ve aile fertlerimizin Allah tarafından bize bağışlanmış tatlı hediyeler, geçici bir süre için yanımıza bıraktığı emanetler olduğu belirtilir ve Allah’ın, evlât vererek kulunu sevindirmesi gibi, onu geri alması halinde kulunu mükâfatlandıracağı, ancak böyle durumlarda Allah’ın rahmetine, mağfiret ve hidayetine erişmek için sabretmek gerektiği, ağlayıp sızlamanın, gideni geri getirmeyeceği ifade edilir.

Ca‘fer b. Ebû Tâlib şehid olduğunda Resûlullah (sav) etrafındakilere Ca‘fer’in ailesinin üzüntüleri sebebiyle yemek hazırlayacak durumda bulunmadığını söylemiş ve onlara yemek yapmalarını öğütlemiştir. (Tirmizî, “Cenâiz”, 21; İbn Mâce, “Cenâiz”, 59) İslâm âlimleri, bu rivayetten hareketle cenaze evine yemek götürmenin sünnet olduğunu belirtmişlerdir. Uygulamada da ölü evinde, tâziye süresince yemek pişirilmez, cenaze yakınlarına ve tâziye için gelenlere ikram edilmek üzere komşular yemek getirirler.

Bütün bu açıklama ve uygulamalardan hareketle günümüzde cenaze sahiplerinin yemek vermek zorunda kaldığı uygulama, dinen caiz olmadığı gibi ahlaken de uygun değildir. Çünkü herkesin imkânının aynı olmadığı aşikârdır. ‘Cimri, babasının arkasından yemek de vermedi, hayır işlemedi’ gibi eleştirilere ve mahalle baskısına maruz kalmamak için kimisi evindeki geçim kaynağı olan ineğini kesmek zorunda kalıyor, kimisi etrafındaki insanlardan borç para isteyerek adeta eziliyor, kimisi de gayri meşru yollara başvurarak dinimizin asla cevaz vermediği faizle kredi çekip taziye yemeği vermek zorunda kalmaktadır. Halbuki faizle yapılan hiçbir işte hayır yoktur.

Ölü evinin, gelen- gidenlere yemek hazırlaması mekruhtur, bid’attır, aslı esası yoktur. Çünkü böyle yapmakla ölü ailesinin sıkıntı ve kederi bir kat daha arttırılmış olur, meşguliyetlerine meşguliyet katılmış ve cahiliye döneminin adetlerine benzetilmiş olur.

Ölünün akraba ve komşularının üç gün boyunca ölü evine yemek yapıp götürmesi sünnettir ve bu sünnetin günümüzde yeniden ihya edilerek komşular arasında sevgi, güven, yardımlaşma ve kardeşlik bağlarının yediden güçlendirilmesi elzemdir.

Ayrıca ölünün, kırkıncı veya elli ikinci gecesi yada ölümünün sene-i devriyesi ile ilgili delil olabilecek hiç bir şey vârid olmamıştır. Böyle geceler için özel merasimler tertip etmek asla doğru olmadığı gibi bid’at ve hurafeden başka bir şey değildir. Ölünün arkasından yapılması gereken en güzel şey, dua etmek, sadaka vermek ve onun, hayatta iken hoşlanmayacağı kötü davranış ve yanlışları terk etmektir. Bunlar da şu veya bu geceye tahsis edilmez.

Yapılan her türlü ibadetin sevabı geçmişlerimize hediye edilebilir. Bu sebeple insanlara yemek yedirmek, onun adına hayır yapmak, tatlı ikram etmek ve bunun sevabını da geçmişlerimize hediye etmek caizdir. Ancak bu, taziye günlerinden sonra her zaman yapılmalıdır.

Ölümün kime, nerede ve ne zaman geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Onun için ölüm sonrası hayata, imkanımız varken, canımız boğazımızda iken, her türlü fırsatlara sahip iken hazırlığımızı yapmamız hepimizin üzerine düşen en önemli görevidir. Ahiret hayatımıza zarar verecek her türlü yanlışlardan, kötülüklerden, kalp kırmaktan, hatır yapmaktan, kul hakkı yemekten, gurur, kibir, başkalarını aşağılama, yalan, gıybet gibi kötülüklerden uzak durmak gerekir. Çünkü bu dünya, insan sirkülasyonunun yaşandığı, sırası gelenin gidip yerine yenilerinin geldiği durak misali bir yerdir. Bunun en canlı ve en bariz örneği; depremde, çığ felaketinde, uçak kazasında ya da hiç beklemediği bir anda farklı vesilelerle hayatını kaybeden kardeşlerimizdir.

Bu vesileyle canlarını, bu vatan, bu millet, bu devlet, bu bayrak, bu din uğruna feda etmiş olan tüm şehitlerimize, deprem, çığ gibi felaketlerde ve farklı kazalarda hayatını kaybetmiş olan tüm kardeşlerimize Rabbimden rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum, yakınlarına da sabrı cemiller niyaz ediyorum.”

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
LİG PUAN DURUMU
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Bu habere de bakabilirsiniz

Bu kazada kimsenin burnu kanamadı

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık