Oktay Erol

Adana’nın yüksek dağlarına yağan kar erise de…


Oktay Erol
18 Şubat 2020 Salı 05:24

Adana’nın yüksek dağlarına yağan kar erimeye başlasa da, yurttaşın yüreğine serpilen sızı değişmiyor!

Yaz ayların “dayanılmaz” sıcağı, kış aylarının “donduran” soğuğu geçip gidiyor;

Ancak sorunlar azalmak yerine,

Politikacıların sorunları çözmek yerine,

Yurttaşın doyum yollarını aramak yerine…

Sıkıntı biraz daha büyürken;

Yurttaşın sırtındaki kambur bir o denli irileşiyor,

Yurttaşın yaşamı bir o denli çekilmez oluyor,

Yurttaş bir o denli içine kapatılıyor!

***

Bu neyin yarışı, bu neyin “hep benim olsun” hırsı, bu neyin “dayanılmaz” biçimde sahiplenişi; anlamam öyle zor ki…

Daha dün, Diyanet Başkanlığı’nın yayınladığı bir dergi; yurttaşa tutumlu olmalarını, “akşam pazarı”na gitmelerini salık veriyor!

“Akşam pazarı” nedir bilir misiniz?

Pazar ürünlerinin en altta kalan, ezilmiş, bir yanı çürümüş, satıcının tezgahı kapatırken atacağı, ücret ödemeden onu da bir başka “açlıkla” sınanan birinin alacağı ürünler…

Diyanet yurttaşa “alım gücü” kazandırılması, nitelikli ürünler tüketebilmesi, sağlıklı beslenebilmesi için bunun zorunluluğunu değil de…

“Akşam pazarı”nı salık veriyor ya…

Ne demeli; her yıl kendine ayrılan bütçeyle yılsonunu getiremeyen, akıl-almaz şatafatından da uzak durmayan kurumun yurttaş için düşündüğü bu!

***

Akşam yine Van’dan üzücü sarsıntı haberi geldi!

Bu ülkenin bir yurttaşının tırnağına gelecek “acıyla” bizim de sarsılmamız gerekmez miydi?

O çığda yaşamını yitirenlerin ardından söylenenler, iyi dilekler gerçekleşsin istenmez miydi?

“Acı” anında atılan çığlıkların sonrasında atılacak adımlar neden “belirsiz” öyleyse?

Suudi kralın ölümü nedeniyle “yas” duyurusu yapılmadı mı bizde?

İnsanları yaşatalım, değil mi?

İnsanın “yaşamını” sürdürmesi için gerekli olan “koşulların” yerine getirilmesinde neler yapılıyor, yurttaşa nasıl yansıyor, yurttaş bunlardan ne denli hoşnut, yurttaş açlık/ yoksulluk/ mutsuzluk/ doyumsuzluk için hangi kaygılarla karşı-karşıya günlük yaşamında?

Bunların yanıtını verin önce?

***

Kamyonlar dolusu yiyecek, battaniye, giyecek benzeri gereksinim gönderildi…

“Bak bende yaptım” diyerek kendilerini gösteren, sunucunun şatafatlı sözlerine “yapma, etme, görevimiz” cıvıklığını yapıştıran izlencelerde milyonlar toplandı…

Şimdi tamam mı her şey, bitti mi? Deprem bölgeleri, deprem korkusu yaşayanlar, çığ yaşanması olası bölgeler için çözüm yolları üretilmeye başlandı mı?

Ders alındı mı?

***

İster yerelde olsun, isterse ülke genelinde…

“İktidar”, yurttaşı bir kez oyalamayı/ gözünü boyamayı/ aklıyla oynamayı göze almışsa eğer…

Yurttaş, “iktidarın” oyalama oyunlarına/ gözünün boyanmasına/ aklıyla oynanmasına bir kez ödün vermişse eğer…

“İktidar”, kendini dinleyecek/ dediklerine biat edecek/ izniyle konuşturacak/ yanlarını kollayacak kadrosunu da kurmuşsa eğer…

Doğa olayları ne ki; acısı üç gün sürer!

Bu suskunun, bu korkunun, bu yokluğun, bu doyumsuzluğun, bu açlığın süresini bilen var mı?

Şimdi şunu görmek olası:

“İktidar” her nedenli düşen faizlerden, büyüyen ekonomiden, rahatlamadan, beklentilerin tutmasından söz etmiş olsa da; tüm bunların yurttaşın yanında yeri yok!

***

Adana’nın yüksek dağlarına yağan kar erimeye başladı; tamam!

Yerel yönetimler billboard “seviciğinden” uzak duramıyor!

Yenide yazayım: koca afişli panolar bir kentin, bir bölgenin, bir ülkenin gelişmişliği değil, orada yaşayan yurttaşların gözlerini “boyamak” içindir!

“Ben bunu yaptım gör” ya da “bunları yapacağım bil” dediğini göstermek için…

Bunlar yurttaşı ne denli ilgilendirmeli ki; yurttaşın gerektiğinde kendine açılacak bir kapısı olsun yeter oysa…

Yurttaşın pazarı, yurttaşın mutfağı deprem yeri…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık