ÇGC
Oktay Erol

Benim istediğim bu değil!


Oktay Erol
12 Mayıs 2017 Cuma 08:56

Kusura bakmasın ‘milli irade’ gereği yönetimi ellerinde bulunduranlar; bu ‘iradeyi’ bu denli ‘deforme’ etmemiş olsalar kanımca ‘halk’ daha rahat yaşayacak…

Burada ‘milli irade’ nerede kullanılıyor sorusu düşünülebilir…

Nerede kullanılmıyor ki? Örneğin halkın oyuyla seçilir, halkı tanımazlar! Örneğin ‘işsizliği çözüyoruz’ demelerine karşın, yurttaş işsizlikten dolayı cinnet yaşar! Örneğin ‘çözeceğiz’ dedikleri tüm sorunlar çözüm arar! Örneğin kurumlar arasında olan ‘uyumu’ yok edip kargaşa yaratırlar! Örneğin… ‘Milli irade’nin verdiği güçle yapılanlar saymakla bitmez!

* * *

Bu ‘milli irade’ kavramına hep takıyorum ben! Siyasi partiler yasasının izin verdiği, siyasi partilerin de ‘milletvekillerinin maaşlarına zam yapma toplantısı’ gibi üzerine atladığı ‘halkın seçeceği adayı belirleme toplantısı’ sonucunda belirledikleri isimler için verilen uğraşı kanımca hiç kimse unutmamıştır!

Sanki Ankara’daki parti başkanlarının oyu ile seçileceklermiş gibi, kentlerinden tüyüp Genel Merkez binalarına ‘mitili’ atanların, her gün çeşitlenerek yayılan söylencelere göre ‘şekillendiklerini’ anımsamayan yok kanımca! Ne zaman ki, ‘etkili-yetkili’ ağzın, ‘hayırlı olsun, çalışmalarına başlayabilirsin’ iletisiyle ‘beklentinin coşkuya’ dönüşmesi; adayın daha Ankara’dan çıkmadan kentinde duyulup davullar çalınması, halaylar çekilmesi… ‘Adayımız Genele Başkana daha yakın’ söylemi yayılması…

Genel Başkanın belirlediği ‘adayın’ halka sunularak seçtirilmesi, buna ‘milli irade’ adı verilmesi… Faşizmle tanımlanabilecek bir gelişme bu…

* * *

Şu ‘işsizlik’ olayı… İnsanların yürekleri yanıyor, ocaklar sönüyor, umutlar bitiyor…

Bunun adı ‘irade’ yaptırımı mı olmalı? Adana’da sanayi beklenen sevinci yaşamıyor! Tarım dibe vurdu! Hayvancılık öyle! Emekli maaşları da…

Neden? İşsizliğin ‘bu gün’ bile politik yakınlıkla belirlendiği bir coğrafyada, bir işe girebilmek için iktidarın kapısında ‘adam’ bulmadan ‘baltaya sap’ olmak olanaksızsa; bunca dibe vuruşun anlamını düşünmek yetmez mi?

Bu da yetmezmiş gibi; hükümetin suyuna gidişlerini gözlerin ortasına sokarcasına ‘dibi göründü’ mavraları ile dolu yazı yazan köşecilerin sokaktaki ‘daralmayı’, her gün duyulan ‘aile dramlarını’ gözden ıraklaştırma çabaları görmezden mi gelmeli? ‘Milli irade’ çerçevesinde bir de…

* * *

‘Milli irade’den güç alanlar, daha seçilmeden önce verdikleri sözlerle anılması gerekirken; ne yazık ki bambaşka ‘icraatlar’ için seçilmişlercesine karşımızda durduklarında ister-istemez ‘hayal’ kırıklığı yaşarız…

Kınarız, yerden yere vururuz da; iki yılda bir karşımıza çıkmış olsalar da olanları, yanlışları, eksikliklerini bir çırpıda unuturuz, bağışlarız! Seçmenin her ‘bağışlaması’, seçilenin toplumdan ‘ayrı düşmesidir’ bir yerde! İyi bir yaşam, dediler! Herkesin insanca yaşayacağı bir düzen, dediler!

Hakça bölüşüm, dediler! Kurumlar arası uyumda çağdaşlık, dediler! Uygarlığın herkesçe yaşanması, dediler! Sonucu söylemeye ‘gerek’ var mı? Kusura bakmasınlar; beni ‘milli irade’den saymasınlar! Çünkü benim özlediğim böyle bir karmaşa değil!


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık