ÇGC
Oktay Erol

İki nokta arası…


Oktay Erol
14 Nisan 2017 Cuma 08:39

Yaşamışlığımız yaşanmamış gibi, olanlara gözleri kapalı bakışlarımız öyle ağır ki…

Bardağımızı dolduran damlalara karşı öyle duyarsız duruşumuz, taşkınları da görmeyişimiz, bilmeyişimiz, anlamayışımız da o denli kabarık…

Referanduma gidilirken kimsenin kimseyi anlamaması için verilen uğraş, çaba… Hiç ‘insani’ duygularımla barışmıyor. Katı mı katı uygulamaların ardından susuş, ses veremeyiş başka bir yaşam gezegeninde olanlarmış gibi kaşınış, eşeleniş, tene değen yılana bakınış gibi…

Hep bu ülkenin yaşayanları, koşanları, aç kalanı, korkanı, aş arayanı, kavga edeni, işten kovulanı, baskı göreni, kandırılanı, suçlananı, öleni, doğanı değilmişiz gibi… Hiç ‘insani’ duygularımla barışmıyorlar bizi tanımayanlar, bize oyun oynayanlar, kızıştıranlar. Barıştıramıyorum da… Bir düşünür ‘her zam, her artan vergi, her halkın üzerinde uygulanan baskı yeni yeni hırsızlar yaratır’ diyor.

Hırsızlar, soyanlar; emeğiyle yaşamını kazanmaya çalışandan beslenenler… İşsizlik, kene gibi öldürücüdür oysa, yaşama tutunmayı güçsüzleştirir.

Yapıştığı toplumda derin yaralar açar. İçin için kazır, yaşamsal sıvıyı emer, bitirir. Biz keneye karşı duramayınca, durmanın da ötesinde onu kanla doyurdukça, yaşamsal sıvıyı taşıyanın sonu olur. Biz işsizliğe çare aramak yerine, halkın tükettiği ne varsa daha pahalıya almasının yollarını aralayanlara güç verdikçe ‘kene’ üretiminin artışını göremeyeceğiz, bilemeyeceğiz…

Birlikte yaşamanın, sevdanın, sevmenin, paylaşımın, dinlemenin, el ele vermenin erdemini bilmedikçe, bilmemizi engellemek isteyenler yol almayı başardıkça ‘umutlar’ da gülücükler gibi bataklığa saplanacak. Ulusal sınırlarımız içerisindeki yaşayanlar arasında uçurum oluşacaktır. Referanduma giderken, ‘tercihler’ arasına kıyasıya anlaşmazlık tohumları ekenlerin, ‘tercihler’ arasındaki ayrılığı bozguna dönüştürenlerin amaçlarına ulaşıyor olmasını gözlemlerken; bu göğün altında, bu topraklarda, portakal çiçeklerinin kokusunu birlikte aynı hazla alamayış…

Hiç ‘insani’ duygularımla barışmıyorlar. Susuş, taşan bardağı görmeyiş uçurumu biraz daha aralıyor. Kan emici ‘kene’ biraz daha cesaretleniyor. Bir noktadan bir diğerine varış öyle uzuyor ki Tarımda, hayvancılıkta neredeyiz? Şunu bilelim ama: Ülkemizde tarım can çekişiyor! Hangi yörenin hangi ürününden söz ederseniz edin. Bölgemizde narenciye, buğday, mısır… Karadeniz de fındık…

Ege de pamuk… Güneydoğumuzda et, süt, hayvancılık. Ülkemizin coğrafi yapısı incelenirken tarımdan, hayvancılıktan söz edilir.

Yalan mı? Üniversitelerin tarım, hayvancılıkla ilgili olan fakültelerini bitirenler işsiz! Yalan mı? Bir gariplik yok mu bunda; hem canlının yaşamını sürdürebilmesi için en elverişli toprağa-doğaya sahip olacaksın, hem toprağa ektiğinin karşılığını alıp sevinemeyeceksin, hem de toprağını bilimsel koşullarda verime dönüştürecek üniversiteli işsizlerin olacak…

Can çekişme buna bağlı değil mi? Kitap okuma cezası Geçen yıllar da bir cezaevinde, bir tutukluya uygulandığını duymuştum… Bir süre sonra da, öğrencilerle kavga eden bir gence polis karakolunda… Yer Kahramanmaraş, Türkoğlu ilçesi kanımca. Kavgacı gence, polis gözetiminde ‘kitap okuma cezası’ verilmiş. Okumayı seven için bulunmaz bir fırsat! Suç işle, ‘kitap okuma cezası kazan’! Kavga çıkar, ‘kitap okumakla ödüllen’! Ama bir de okumayı hiç sevmeyenler yanı var işin.

Okur-yazar olup da, okumayı sevmeyenler var. Ne kitap bilirler, ne gazete; belediyelerin dağıttığı Söylev’i almayı bilirler yalnız… Bir dei gazetelerin ya ikinci sayfasındaki magazin, ya da son sayfalarındaki spor haberleriyle yetinenler vardır…

Onu bile iri harflerden okurlar ya… Onlar için ‘kitap okuma cezası’ bir ölümdür. Ama kim ne derse desin, bu yerel uygulama hoşuma gitmişti. Ceza olarak öngörülen bu eylem, belki de birey için bir dönüm noktası olacaktı. Kendisini, yaşamasını, toplumu tanımasını sağlayacaktı… Toplum olarak bir arada yaşamanın, düzenin, hoşgörünün bir temel taşı olacaktır, kim bilir?

Okuyan, okuduğunu tartışan toplumların daha sağlam yapıda oluşlarını anımsayacak olursak, ‘kitap okuma cezası’ bizim için de bir aydınlama eylemi olabilir. Sokaklarda, okul önlerinde ‘kavga’ için yanıp tutuşan gençlerin toplumla barışık olmasının da önünü açabilir. Okunarak alınan bilgiyle, genç düşünürler kazanılabilir… Ne diyorum… Yalnız karakollarda değil, okullarda da bu yöntem denense…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık