ÇGC
Oktay Erol

İnsanı insan bilmek...


Oktay Erol
11 Nisan 2016 Pazartesi 16:45

Toklukla açlığın, çalışmakla çalışmamanın, ereğe varmakla varamamanın, dünya

ergilerinden(nimetlerinden) yararlanmakla yararlanmamanın, çocuğuna şeker

vermekle verememenin, gülmekle gülememenin, yaşamı sevmekle sevmemenin,

geçmekle geçmemenin, gece ile gündüzün arasındaki ayraç gibi...

Yaşamda yaşamamanın, sevdalıya sarılamamanın ayracı...

Günümüzün modern(!), çağcıl(!) kafaları insan yaşanımdaki bu ya da bunlara

benzer uçurumları ortadan kaldırmak ‘amacına’ ulaşamamış olsalar da; bir tike

yardımcı olabilmek için bazı yöntemler deneme gereği duyarlar; duymuşlardır da.

***

Ülkemizde, oruç ayına özgü ‘oruç bozum çadırlarının’, yine geçen yıllarda olduğu

gibi, o aya özgü ‘yardım paketlerinin’ yardımlaşma amacına yönelik düzenlendiğini

büyük medyamızın allı­pullu süslemeleri eşliğinde izleyeceğiz, birkaç ay sonra...

Bir yandan ‘yardım’ sahibinin gösterdiği duyarlılık konuşulacak.

Bir yandan da ‘yardım paketlerinden’ birine ulaşabilmek için yırtınanları gördükçe

yerimizde yırtınacağız.

Birini göreceğiz. Taşı sıksa suyunu çıkaracak güçte biri... Sırada beklerken

başının eğikliğini görmeyeceğiz. Yüzünü sakladığını, gözlerini gizlediğini...

Taa arkalarda... Bastonla iki büklüm dağıtım alanına gelmiş, titreyen dizlerinden

güç almaya çalışan yaşlı amcayı­teyzeyi de görmeyeceğiz...

Varsa yoksa ‘dağıtım yapanın’ ismi­cismi...

Bir de çırpınan, dellenen, parçalanan, yaralanan insanımızın elindeki ‘bir tike’

yardımı...

***

Miting alanı gibi birikmiş insanların bakışlarındaki açlık her geçen anla birlikte

irileşirken, paket dağıtıcılarının takındığı tavır, kabalık, ‘hakarete’ varan sözler

kalabalığın arasına bir ‘göz yaşartıcı’ gibi dağılacak, dağılmaktan da öte onur

‘yardım’ adı verilen ‘olguyu’ ağlatacak, kanatacak....

Bunun adına ‘yardım’ denilmesini içimizde sindireceğiz bizde...

***

Bir şeyi düşünüyorum...

İyiliğin, yardımlaşmanın, sadakanın ‘gösterişsiz’ olması gerekmez mi?

Bağıra bağıra, çağıra çağıra bunların olamayacağı; insanı kıracağı, tembelliğe

iteceği, emeksiz yaşamı kamçılayacağı bilinmiyor mu?

Bunlar, son yılların en garip gelişmeleridir bana göre...

***

Birkaç yıl önce dışarıda(Almanya’da) yaşayan bir tanıdıktan duymuştum.

Böyle bir şeyi yapan yapar da, alan nasıl alıyor, demişti. Neden, diye sorduğumda

da; bu bir suçlamadır, sen yapamazsın, sen bilemezsin, sen başaramazsın, ben

olmazsam açsın, bu ülkenin kalabalığısın demektir. Bu sözleri kimseye söyletmem,

demişti.

Bulunduğu ülkenin yaşlılarını, işsizlerin sormuştum.

O da yanıtlamıştı:

Elbette yaşadığım ülkenin de iş yapamayanları, yaşlıları, dışarıdan gelecek

yardımla yaşamını sürdürecek olanları var. Ama buradaki gibi süründürülmez

orada. Kimseye söylenmez. Ulu orta sıraya girdirilerek ellerine paket

tutuşturulmaz. Bir de yalnız bir ayla sınırlı olmaz. Süreklidir.

Birini biliyorum. Adam esrar bağımlısı... Hiçbir iş yapmaz. Belli dernekler vardır,

orada. Adam varıp haftalık kullanabileceği esrarını da alır, harcayacağı parasını

da. Kullanabileceği esrar, adamın normal yaşamını sürdürmesinde gerek duyduğu

miktardır. Miktarı zamanla düşürürler.

Bir de çalışamayan yaşlılar vardır. Onların da ellerinde kartları vardır. Kartlarıyla

her şey alırlar... Buradaki gibi ne aşağılanırlar, ne de sürünürler...

* * *

Bizde neler oluyor böyle?

İnsanımız nerelere sürüklenmek isteniyor?

Küçük Amerika olmanın, işini bilmenin, köşeyi dönmenin hayalleri ile günleri

bitirtilen yurttaşımızın, şimdi de çalışmadan, düşünmeden, bilmeden kalan zamanı

doldurması bekleniyor.

İş vermiyor, gaz veriyor!

İş vermiyor, caz dinletiyor!

İş vermiyor, haz al diyor!

‘İnsan olmanın’ en önemli özelliklerinden biri, yardımlaşmadır,paylaşmadır da...

‘İnsan’, insanı 'insan' gibi görmelidir de...


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık