Oktay Erol

“Medya ve Mülteciler Basın Buluşması” ardından /4


Oktay Erol
12 Ekim 2018 Cuma 07:58

Çocuklar için söylenecek ‘herkesin’ sözü vardır! Ülkemizde her gün, adını ilk kez duyduğumuz yerlerden gelen ‘yitik’ haberleri karşısında burkulmayan var mı bilmiyorum! İşi çocuklarsa, onları cezalandırmak, onları acılandırmak, onların yaşamlarını sonlandırmaksa eğer ‘sözümüz’ onların dışında! Aslında ‘tüm’ sözümüz onlara da olsa, ‘burkulmayı’ bilemeyişlerinden dolayı, o ‘burkulmayı’ yaşayamayışlarından dolayı…

Günlerce arayışlar, anne-babanın üzüntüsü, arama ekiplerinin gece-gündüz alan taramaları…

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu, ya da UNICEF Türkiye Bölüm Başkanı Sema Hosta, ‘Göç, Mülteciler, Çocuklar, Medya’ konulu konuşmasını yapacak… Çocuk nedir ki? Hotsa ‘çocuk, çocuktur’ dedi. Çocuk… Yalın, temiz, pak, içten gülen, içten seven, acısında ağlayan, gizi olmayan, apaçık…  İnsan onyedisine dek çocuktu; onyedisine dek! Küçük yaşta evlilik, çocuk haklarının tanınmaması UNICEF’in ‘karşı’ durduğu konulardı. ‘Çocuğun göçmeni, mültecisi de olmaz; çocuk çocuktur’ dedi yeniden! ‘Güzel şeyler verirseniz, güzel şeyler alırsınız. Bir çocuğun bile ihmal edilmesi doğru değil. Aylan bebeğin fotoğrafı ahlaki değil’ dedi.

Her şey güzeldi de; konu ülkemizde yaşanan bazı olaylara gelince, yaşananların kendilerine dek ulaştırılmasına gelince, kendilerine ulaştırılan olaylara duyarsız kalışlarına gelince yine UNICEF’tiler oysa…

‘Onaltı yaşında bir kız çocuğu zor kullandırılarak evlendirildi. Tüm belgeler elimizde olmasına, birçok yerle birlikte sizlere de başvurmamıza karşın bizimle ilgilenmediniz’ dendiğinde, başlar çevrildi, anlatılan duyulmadı, o konuyu anlatacak-anlayacak olan UNICEF değildi nedense…

Şöyle deniyor ya… Birleşmiş milletler yüzdoksanüç ülkeden, antlaşmanın getirdiği yükümlülükleri benimseyen, uygulamaya istekli devletlerden oluşuyor ya… Onun için de tüm ülkelerin benimsediği ‘olgu’ bu mu, denmeli? Mermiler altında çığlıklar atanlar için ‘etkinlikler’ düzenleyip, ‘o fotoğrafı çekmeyin’ denilen kareler kadar, bu ülkede her an yaşanan-duyulan olaylara ‘duyumsuzlaşmak’ neden?

UNICEF ‘çocuk, çocuktur’ dediği için değil, ‘çocuk, korunması gerektiği’ için ülkesine, ırkına, devletine, dinine, rengine bakılmaksızın korunmalı ama; bir çiçek gibi… UNICEF, ‘de’ dediği için değil, insan olduğumuz için ‘duyarlı’ olmak önemli… 

Şunu düşünüyorum… Adı her ne türlü ‘sığınmacı değil, mülteci olmalı’ dense de, ‘birinin dönücü, diğerinin kalıcı olması’ üzerinde durulması nedeniyle konuya ‘ayrı bir yerden’ bakıyorum.

Birkaç gün önce AKP’nin Kızılcahamam kampından bazı kulis notları okudum. Orada, bir milletvekilinin ‘Suriyelilerin dönüşleri hızlandırılmalı, bazı bölgelerde çok ciddi sıkıntıya yol açıyorlar, bayramda gidebiliyorlarsa dönmemeliler’ dediği konuşuluyor. Bazı milletvekillerinin de sigortasız, daha az paraya çalıştırılmaları nedeniyle iş sahiplerinin Suriyelileri çalıştırdıkları, bunun da toplumda rahatsızlık oluşturduğunun belirtildiği söyleniyor…

‘Türkiye medyasında göç, mültecilerin yeri’ konularını Kanal D Ankara Temsilcisi Ercan Gürses ile Global Haber Ankara Temsilcisi Faruk Demirel konuşacak…

Kanal D’den Ercan Gürses, ‘Suriyeli’ diye başlayan haberlerin yapılmasının yanlışlığını, ‘onları’ üzdüğünü’ belirtiyor! Altmış yıldır Avrupa ülkelerinde yaşayan, üçüncü kuşak Türklerin bile ‘aynı’ suçlamalarla karşılaştığını duyarken, ülkelerinden ülkemize sığınanların yaşadığımız toplumda oluşturdukları değişimi, eylemlerini anlatırken ‘Suriyeli’ denilip-denilmemesinin ‘ayarını’ yapmaya çalışmak… ‘Etik’ sözcüğünden söz edilmişti ya. Etik mi?

O olayda varlarsa, öyle bir olayın içerisinde yer almışlarsa ‘doğru haber’, kim olduklarının da belirtilmesi değil miydi;  Ahmet’i, Ahmad yazarak mı haber yapılacak?

Gürses konuşmasında şunları söylüyor: Haberci, özellikle ‘Suriyeli’ oluşu öne çıkararak haber yapmamalı. Suriyeliler konusu işsizlikle, askerlerle özdeşleştirilmesi de yanlış. Habercilikte bu yanlışlardan kaçınılmalı!

Global’den Faruk Demirel’in konuşmasında ‘özellikle’ hükümete övgüler yer aldı. Hükümetin Suriyeli ‘mültecilere’ kapıları açmasını, onlara otuziki milyar harcama yapmasını, çeşitli olanaklar sağlanmasını anlattı.

Medya çalışanları arasında bir Suriyeli gazeteci vardı. (Burada ‘Suriyeli’ denmemesi mi gerekiyordu acaba?) Her söz alışında rahatlığı ile birlikte Arapça konuşması dikkatimi çekti. İçlerinden, Gaziantep’te radyoculuk yapan Alaaddin Husso ülkemizde öğrendiği Türkçesiyle ‘size kendini o anlatmalı, dilinizi konuşmalı’ dedi. Söz aldığında bir elinde mikrofon, diğer eli ‘hep’ pantolonunun cebindeydi. Yaşadıklarını anlatıyordu, ülkemizde karşılaştıklarını anlatıyordu, neler istediklerini anlatıyordu…

Üç günlük için yurtdışına çıkanlar, varacakları ülkenin dilinde ‘bazı’ sözcükleri öğrenmeyi yeğler. Ekmeği, suyu, yemeği…  Hacca giden yakınları olanlar bilir. Orada kalacakları günler boyunca ‘yardımcı’ olacak birinin yanlarında bulunacağını bilmelerine karşın, nineliklerini-dedeliklerini bir yana bırakarak, okur-yazar olmamış bile olsalar ‘temel’ kimi sözcükleri ezberlerler. ‘Sığınmacı’ değil, ‘mülteci’ dememiz istenen Suriyelilerin geçen yıllara karşın kendilerini ‘anlatmak’ yerine, kendilerinin ‘anlaşılmasını’ beklemeleri…

Medyadan, özellikle de yerel medyadan istenen-beklenen bunları göz ardı etmek mi?

Sürecek…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık