ÇGC
Oktay Erol

Oh ne rahat Böyle hayat/3


Oktay Erol
8 Mayıs 2017 Pazartesi 10:47

Tarım yapılacak alanlarımızın acımasızca azaltılıp, ekim alanlarının bilinçsizce kullanılması, en önemlisi de ‘komplo işbirlikçilerin’ karşılarında bilinçli-eğitimli bilimsel çalışmalar yapacak Ziraat Mühendislerinin yeterinde tarıma kazandırılmış olmaması sofralarımızda yer alan besinlerin dışarıdan sağlanmasının önünü açtığı biliniyor.

Doğamız, coğrafi yapımız, iklim koşullarımız tarım alanlarının önemini ortaya koyuyor.

Birçok tarımsal ürünün yetişmesine elverişli olması nedeniyle de önemini artırıyor…

Bundan yüzyıl kadar önce Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘köylü kentlinin efendisidir’ özdeyişi, daha o yıllarda toprağın ‘insan yaşamındaki’ yeri göz önünde bulundurularak söylenmişti… Tarımın, üretenin, toprağın korunması için; köylünün ödediği öşür vergisi kaldırılmış, Ziraat Bankası’nın verdiği kredi artırılmış, çiftçinin makine, iyi tohum, gübre kullanmasına yardımcı olunmuştu…

Bugün gelinen noktada kırmızıbiber Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, kuru fasulye Kırkızistan’dan, nohut Meksika’dan, sarımsak Çin’den, kırmızı et Çek Cumhuriyet’i, Fransa, Brezilya’dan, soğan İran’dan, pamuk ABD’den, buğday Rusya’dan, pirinç Mısır’dan…

Dahası da var…

***

Şu sorulmalı:

Neden topraklarımız çoraklaştırılıyor, ekim alanlarımız daralıyor, dış alımın önü açılıyor?

Bu soruya verilecek yanıt önem taşıyor!

Ülkemizin tarım alanlarının her yıl biraz daha azalmasını, çoraklaşmasını, dışalım ürünlerine her geçen gün yenilerinin eklendiğini düşünecek olursak; bu bilgisizlikten, bu vurdumduymazlıktan yararlananlar kimlerdir acaba?

Düşünebilecek yerlerimizi zorlayalım:

İnsan yaşamında ‘kaçınılmaz’ gereksinme olarak her zaman yerini koruyacak olan beslenme, ya da üretim alanı tarımın önemi tartışmasız kalacakken; ülkemizde tarımın tüm çeşitlerine yatırım yapmak, üretim yapmak, salt ülkemiz içerisinin değil dışarının da gereksinmesine yanıt verecek olanakları taşıması tartışılmazken ‘acımasızca’ ekim alanlarımızın daraltılmaya çalışılmasının bizce ‘akılcı’ yanı olabilir mi?

Soframızda kullandığımız ürünleri üretirken, şimdi yeterince üretmeme durumunun ‘akılcı’ yanını…

Yıllardır ne denildi, şu an da ne deniliyor biliyoruz…

Deniyor ki ‘ülkenizin toprakları verimli, ancak daha çok ürün almak için ilaç, gübre kullanacaksınız.’

Deniyor ki ‘ürünlerin özelliğini yitirmesini önemsemeyip GDO yüklemelerine izin vereceksiniz.’

Deniyor ki ‘çoraklaşmaya aldırmayıp sulamayı önemseyeceksiniz…’

Bunlar söylendi, bunlar uygulatıldı.

Hiçbir bilimsel yanı olmayan, aslında üretmekten öte üretilecek alanların ‘talanı’ uğruna bu yapılanlar;  hem üreticinin daha çok masraf yapmasına, hem de ekim alanlarının azalmasının önünü açtı!

Biliniyor ki; gübre yeterince verilmediğinde hem verim, hem de nitelik olarak yitime neden olacaktır. Fazla kullanılması durumunda azot ile fosforlu gübrelerin taban sularının kirliliğine, azot oksit ile de hava kirliliği oluşacaktır. Özellikle azotlu gübrelerin gereksinimden çok kullanılması yaprağı yenen sebzelerde insan sağlığı açısından da sorun yaratacağı bilinmektedir. 

Bir zamanların yalnız mevsimlerinde bulunan ürünleri doğayı, toprağı zorlayarak karşımıza çıkınca ‘nasılını’ merak bile etmiyoruz; ‘Oh ne rahat, böyle hayat’ diye çığlık atanları görüyoruz…

Aslında ‘hiç biri’ ne tanıdık, ne bildik;

Domates çekirdeksiz, kabağın şekli bozuk, patlıcan sünger gibi, biber kocaman içi boş, patatesin şekli belirsiz, kavun-karpuz çekirdekleri çalınmış, salatalık bir kalıptan çıkmış…

Ne ‘onlarla’, ne de ‘onlarsız’ yapamıyoruz….

***

Ne yapmalı?

Öncelikle bu ülkenin tarımla ilgili üniversiteleri, bilim adamları ülkemiz üzerinde oynanan ‘komplo teorilerine’ karşı güçlerini ortaya koyarak, yaşadığımız bu toprakların korunması için, bu toprakların üreticilerinin önünü açabilmek için ‘ellerini taşın altına’ koymalı…

Üniversitelerin Ziraat Fakültelerini bitiren bir kıyıda bırakılmış binlerce mezunlarını artık ‘bildiklerini’ anlatma fırsatı verilmeli ki; hangi toprakta, hangi koşulda, hangi ilaç ya da gübreden hangi oranda, sulamanın hangi sıklıkta olması gerektiği bilimsel olarak anlatılmalı…

Toplamı, tarım alanımızdan küçük ülkelerden et, kuru fasulye, mısır benzeri ürünler almanın tüm gerekçeleri masa yatırılmalı…

Rant için tarım alanlarının bozularak inşaat alanına dönüşmesine ‘fırsat’ verenler, ülkemize ‘gelecek’ için verdikleri zarardan dolayı sorgulanmalı…

Bunlar yapılmasa mı?

 Tarım alanlarımız her gün biraz daha küçülecek, evimizin bahçesinde ektiğimiz maydanozu, dereotunu,  taze soğanı, tereyi, turpu…  Daha nicelerini dışarıdan alacağız!

İşte o zaman da ‘oh ne rahat, böyle hayat’ diyenler sevinecek!


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık