Oktay Erol

Yaşama tutunmak için koşan bu insan bizim…


Oktay Erol
24 Mayıs 2017 Çarşamba 08:54

Hani eskiler derler ya; Gencimizin, yaşlımızın, memurumuzun, işçimizin, esnafımızın, emeklimizin, öğrencimizin, ev kadınımızın, akademisyenimizin, üzerinde ‘kara bulutlar’ mı dolanıyor ne?

Sokağa çıkın sorun, günün ilk ışıklarına umutla bakmayan insanlar göreceksini! İlle de karabasan…

Esnaf, işyerini açarken ödeyemediği borçlarından dolayı ‘iş’ kapatmayı, Öğrenci, büyüyen sorunlarından dolayı ‘eğitimini’ bırakmayı, Emekli, aybaşını getiremediğinden dolayı ‘yaşamdan’ kopmayı, İşçi, çalınan-tırpanlanan kazanılmış haklarından dolayı ‘emekten’ uzaklaşmayı…

Artık aklınıza neler geliyorsa ‘tümceyi’ öyle bitirebilirsiniz…

***

Her geçen gün gerçekleri yazdığınız zaman ‘paranoyağa’, yalan-yanlış köşe doldurduğunuz zaman da ‘ödüle’ yakın yerlerle buluşuyorsunuz! İlle de, ama ille de bilinmedik yerlerden, tanınmadık dillere uzanan; yaşamdan-yaşananlardan kopuk, belli gücün belirlenmiş kalemi olacaksın ki ‘var olmayı’ sürdüreceksin; başka şans yok! Esnaftan başlayalım…

Akşam haberlerinde vardı: Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın, SGK verilerine dayanarak yaptığı çalışmaya göre bir yıl esnaf sayısında ikiyüzon bin, çiftçi sayısında seksen bin azalma olmuş! Yurttaşın alım gücünün ‘bozguna’ uğradığı, sığınmacıların ‘kayıtsız’ işyerleri açtığı, kentlerin göbeğine ‘alış-veriş merkezleri’ dikilmesiyle birlikte; mahallede esnaflık yapan kim varsa işlerinin olmayışından dertli! Küçük rakamlarla hem işyerini çalıştıran, bir yandan da yaşama tutunabilmek için didinmekten ödün vermeyip geçimini sağlayan esnafın yaşamı karalarla dolu…

İşlerinin olmayışından ‘dertle’ dolu olan esnaf; vergisini öderken, bağ-kur primini öderken, kira öderken, borç öderken yaşamadığı sıkıntı, tanık olmadığı zorluk kalmıyor! Son durum: binlerce esnaf kepenk kapatıyor! Ya öğrenci… Öğrenci; öğrenmek amacıyla ders alandır.

Ta ilkokul sıralarından başlayarak süren ‘eti, kemiği’ ayrı ellere tutu bırakılan ‘öğrenci’; ne ‘eti’ elinde olan, ne de ‘kemiği’ eline tutuşturulanlardan hiçbir zaman hoşnut kalmadı! Geçtiğimiz günlerde Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi –Toplumsal Araştırmalar Merkezi bir araştırma yapıyor.

Araştırma verilerine göre yaşları onbeş-ondokuz aralığında olan ikimilyonu aşkın gencin ‘eğitimi’ sürmediği dile getiriliyor. Eğitimini yarıda bırakan gençleri birçoğu ‘umutlarının’ olmadığını söylüyor. Böyle bir’eğitimden’ yoksun gençlik… Eğitimi bozulmuş, gereksinmelerine yabancı, vitrinleri bolluk dolu; ancak yaşamının içi boş! Genç için ‘televole yaşamak’ ne hoştur oysa; yaşayan gençlik bir başka…

Şimdi emekliler… Bu nasıl bir anlayış, nasıl bir uygulamadır ki; ‘emekli maaşı’ denerek, emekçinin yaşamının geri kalan süresini ‘daha rahat’ sürdürebilmesi için, denilerek ‘açlığa’ tutsak edilen toplum katmanı… Yaşamlarını ‘çoktan’ yarılamış çoğu…

Yaşamı kendilerine yontan, kendilerini tek ‘sahip’ bilenlerden alacaklı… Hani hükümetlerin, iktidarların önce ‘tuttukları’ toplum katmanları; sitemciler, üretim araçları sahipleri, anaparacılar; sevinsinler, var olsunlar, biraz daha sömürsünler, biraz daha yontsunlar diye, omuzlarında ‘prangadır’ diye yaşamla ‘tutunmaları’ zorlaştırılan emekliler…

Araştırmacılar yaşamlarını ‘nasıl’ sürdürebildiklerini çözmeye çalışıyor! Eğitim yıllarında doğada yaşanan birçok sorunun formülünü bulup-çözmekte başarılar elde eden bilim adamları, ‘emekli maaşıyla’ yaşamlarını sürdürenleri düşündükçe ‘umutsuzluğa’ kapıldıklarını söylüyor!

Çalışmayı sürdüren işçiler… Bugün karşılaştığım biri anlatıyordu, şöyle: Sözde belediye işçisiyim; Değil ama! Adam işi belediyeden almış. Alan tutmuş taşerona vermiş. Taşeron, belediyenin iş makinelerinde bizi çalıştırıyor…

Çalışan benim. Benim üzerimden taşeron kazanıyor. Taşerondan, belediyeden işi alan kazanıyor. Belediyeden işi alandan belediye… Ama işi yapan kim; ben! Buraya ‘kıdem tazminatını’ koyun, bir de buna ‘taşerona kadroyu’ ekleyin… Olmaz mı; zor mu?

***

İnsanlar, yaşamlarını sürdürürken ‘umutlarının’ hep olmasını ister. Düşünürün dediği gibi ‘umutsuz insan yaşamaz!’ Umutları budanmış bir katmanın ülkeye, ülkede yaşayan diğer katmanlara da ‘zarar’ vereceği ‘her’ fırsatta dile getirilmesine karşın ‘umutlar’ neden paylaşılmaz?

Buna herkes zorunlu oysa; neden mi? Bu ülke, bu yurttaş, bu dağ-deniz; acı yırtınarak kovalayan bu yurttaş, yaşama tutunmak için koşan bu insan bizim… 230517


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık