ÇGC
Oktay Erol

Yaşanılır kentte; ‘Genel Tuvalet’ gereksinim var…


Oktay Erol
26 Mayıs 2017 Cuma 08:20

Çetin Altan, yazılarında bolca ‘köy-kent’ ilişkilerini anlatır.

Köylülüğü tamamlayamayan, burjuvasını oluşturamayan bir toplumun ‘birden’ kentli olmasının yanlışlıklarının altını çizer. Köylerde üretimle içiçelikten, kentlerde tüketimle acımasızca buluşmasından sonra yaşanan gelişmelerin ‘kent yaşamına’ yansımasının oluşturduğu sorunları…

Kentlerde yaşarken işsizliğin, kentlerde yaşarken ilişkilerin, kentlerde yaşarken hırsın, kentlerde yaşarken eğitimin, kentlerde yaşarken sağlığın, kentlerde yaşarken sevmenin, paylaşmanın, anlaşmanın nerelere tırmandığını… Kentlerde yaşarken ortaya çıkan, ya da ortaya çıkması zorunlulaşan koşullarını…

Bu arada kurallar zinciri… Evet, ‘kent yaşamı’ bir kurallar bütünüdür de, denebilir…

Sanayisinden ulaşıma, eğlencesinden barınmasına, yemesinden alış-verişine, yürümesinden kültürüne… Kurallar…

***

Birkaç gün önce gazetemizin imtiyaz sahibi Özcan Aladağ, kent yaşamının önemli bir noktasını yazdı.

Yazı şöyle başlıyordu: ‘ Cumartesi günü yağmur sicim gibi yağıyordu. Adanalı olmadıkları her halinden belli olan bir aile, bir işyerinin içerisine girerek ‘af edersiniz, en yakın umumi tuvalet nerede’ diye sordu. İş yerinde bulunan dört kişi birbirinin yüzüne bakarak bir adres gösteremediler…

’ Ne zor bir durum… Yurttaşın yaşamı üzerine tüm kuralları koyacaksınız; işine varış saatini, evinden çıkış zamanını, çocuğunu hangi okula göndereceğini, öğrencinin nerede sınava gireceğini, çalışana ne denli ücret verileceğini, eti-ekmeği kaç liraya alacağını, dolmuşa ne denli ücret ödeneceğini, elektriği kaça alacağını, gecikmiş ödemelerde faiz ödeyeceğini, geç kaldığı işinden kovulacağını, apartmanda sessiz olacağını düşüneceksiniz, ancak aynı yurttaşın çarşıda ‘tuvalet’ gereksinimini çözecek yapıları göz ardı edeceksiniz! Ne hoş bir sistem…

***

Okuduğum bir yazıdan çıkardığım şöyle bir öz vardı: ‘Birinin umudu olmak istiyorsanız, önce var olan umutlarını ortadan kaldıracak eylemler ortaya koyunuz!’

Örneğin, hergün geçtiği yolu sıkça ‘onarma’ gerekçesiyle sökülüp yapılması, Örneğin, içtiği suyun önce kirletilip sonra temizlenmesi, Örneğin, önce evini başına yıkıp sonra çadır verilmesi…

‘Umutsuz insan’ neden yaşadığını, neleri özleyeceğini, neleri seveceğini, nelere bağlı kalacağını, kim için yaşamını ortaya koyacağını ‘bilemeyeceğinden’ dolayı yaşamıyordur! Yarın için, yarının güzellikleri için ‘umudu’ olmayanın yaşadığı söylenemez!

Herkes yaşadığı yerin altını ‘kalın’ çizgilerle çizsin; kent, köy, kasaba ‘her neyse’ yaşanılır olmasını, yaşam standardına uymasını istemesi, böyle bir ‘umudunun’ var olduğunu bilmesi hakkıdır.

Adana’da yaşıyoruz… ‘Taşı-toprağı altın/ Gözüm kara/ Geleceğim umut/ Beni Seyhan’a atın…’ dizelerindeki ‘gelecek, yaşam beklentisini nasıl görmezden gelebiliriz ki? Ülkemizin bir çok yerleşim yerlerinde olmayan özellikleri cömertçe içinde bulunduran doğal güzellikleri, tarihsel geçmişi, coğrafi yapısı, sıcacık insanlarıyla buradalar. Yurdumuzun her yerinde su sorunu olsa; burada olmaz.

Yurdumuzun her yerinde yağışlardan dolayı ekim sorunları yaşansa; burada yaşanmaz. Bir günde birkaç mevsimin, ocak ayında eriğin çiçek açmasının kanıtı çoktur. Adana’da koca koca parklar, yürüyüş yolları, spor alanları yapılıyor. Kaldırımlar, yurttaşın yürüyebileceği yükseltiye getirilmesi için çaba harcanıyor.

Bulvarlar çiçeklendiriliyor. Kentin birçok yerine gereksiz bilbortlar kuruluyor. Büfeler oturtuluyor. Güvercinler yemleniyor… Bunların ‘hepsi’ kentte yaşayanlar için bir ‘zorunluluk’ biliniyor da, neden ‘tuvalet’ bu gereksinmelerin arasında yer almıyor. Katıldığım birkaç sempozyumda, konuşmacılar Adana’nın önemli dokularını turizm yoluyla tanıtmak gerektiğini anlatıyorlardı.

Elbette, ‘turizmin’ insan yaşamında ne denli önemli olduğunu, kentin ‘markalaşması’ yönünde hangi yararlar sağlayacağını biliyorum da…

Peki ‘Atatürk Caddesi’nde tuvalet gereksinmesi’ olan bir yurttaşa ‘ne’ anlatalım? Öyle ki, toplum olarak ‘tuvalet’ gereksinmesini rahatça konuşan bir yapı değiliz! Eğlence yerini, lokantayı, kafeyi, şans oyuncuyu, oteli, adliyeyi, noteri, belediyeyi ‘rahatça’ her yerden sorulabilir de, ‘tuvalet’ sorulmaz; ayıpsanır!

***

Çetin Altan ‘köy-kent’ ilişkisindeki yansımaları anlatırken, ‘çıkış’ yolunun, ‘umudun’ önünü hep açık tutmuştur… Kentler; yurttaşın yaşam çıtasının yükselmesiyle, yaşananları masaya yatırmasının sağlanmasıyla, sorunlara ’istenilir’ çözüm yolları aranmasıyla, toplumcu bakışın yaygınlaşmasıyla, örgütlü toplumun önünün açılmasıyla ‘daha yaşanılır’ olacaktır.

Yaşanılır kentte; Sinemaya, tiyatroya, spor salonuna, müzeye gereksinim olduğunca; ‘genel tuvalet’ anlayışına da gereksinim vardır.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık