SURİYE İZLENİMLERİ 3

Yetim köyünde zamanımız dolmuştu. Acele etmemiz lazımdı çünkü hava karardıktan sonra Türkiye'ye dönüşte problem yaşayabilirdik. Daha görmemiz gereken çok yer vardı.

Yetim köyünde zamanımız dolmuştu. Acele etmemiz lazımdı çünkü hava karardıktan sonra Türkiye’ye dönüşte problem yaşayabilirdik. Daha görmemiz gereken çok yer vardı.
Çocuklara hediyelerini verdikten sonra ayrıldık yetim köyünde. Tabi kalbimizin bir yarısını da orada bırakarak.
Şimdiki istikametimiz savaştan sadece psikolojik olarak değil bedensel olarak da etkilenen insanlardı. Yani; gaziler. Üzerlerine yağan bombalar ya da çatışmalarda arada kalarak kurşunla vurulan insanların tedavi gördüğü merkezler.
Yüksek Teknolojili Protez Ortez Merkezi ve Fizik tedavi merkezinde gördüklerimiz karşısında çok şaşırdık. Zira hem bel hem boyun fıtığından mustarip bir kardeşiniz olarak fizik tedavi merkezindeki makinelere aşinaydım. Bu makineler Adana Şehir Hastanesi Fizik Tedavi Bölümü’ndeki cihazlarla neredeyse aynıydı. Ben ilkel bir mekân bekliyordum ama gelişmiş cihazları görünce itiraf etmeliyim ki çok şaşırdım.
Bu iki merkezde de maalesef birer görevliden başka kimse yoktu. Çünkü Suriye’de Cuma günü resmi tatil günüydü bu yüzden evlerinde (ya da çadırlarında mı yazmalıyım?) kalmıştı hastalar.
Mesele hastalığa gelmişken çağın vebası korona ile ilgili bölgeden bilgiler vereyim. Covid-19 İdlib’te de maalesef çok can alıyor. Bunun en büyük nedenlerinden birisi yeterli donanımda hastanelerin olmaması. Var olan ilkel hastanelerde ise yeterli sayıda solunum cihazı yok.
İdlib’te ulaşılabilen Covid-19 vaka sayısının on binleri bulduğu ifade ediliyor. Bunların yalnızca bin tanesi hastanelerde tedavi görüyor.
Açıkçası günü yarıladığımız ve yüzlerce insan gördüğümüz halde insanların neredeyse hiç birisinde maske görmememiz sonucu bu rakamların bile az olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yaşadıkları alanın toz toprak içinde olması, çadırlarda yaşamın devam etmesi belki de vücutlarının bağışıklık kazanmasına neden olmuştur diye düşünüyorum. Şimdiye kadar korona virüs denilen bu illetten kendimce çıkardığım sonuç şu; bu virüs doğal bir değil ve her insanda farklı etki bırakabiliyor. Yani tüm genellemeler yanlıştır sözü bu hastalık için biçilmiş kaftan.
Burada kısa bir mola verdikten sonra Fua Bölgesi’ne doğru yola çıkıyoruz. Fua İdlib’teki çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerden birisi. Rehberimizin söylediğine göre çatışmalar özellikle Şii ve Sünni militanlar arasında yaşanmış. Yani birileri yine bizi bize kırdırmayı başarmış.
Fua’ya doğru giderken yol üzerinde en çok dikkatimi çeken şey artık nehirlerin bile akmaz olduğuydu. Bir zamanlar bölgeye adeta hayat veren nehirler Suriye’nin yakın tarihine uyum sağlamış adeta.
O zamana kadar dağlık alanlarda, çok az da olsa park, bahçe alanı gibi yeşillik ve ağaçlık alanlarda gördüğümüz çadırlar bu kuruyan dere yataklarının üzerinde de var. Elbette o çadırları o alana kuranlar da yağmurların yağmasıyla birlikte taşınmaları gerektiğini biliyorlar ancak çaresizlik insana her şeyi yaptırabiliyor maalesef.
İdlib’e ayak bastığımız andan itibaren trafik konusunda dikkatimi çeken bir husus da yollarda neredeyse hiç trafik işareti ve/veya levhaların olmamasıydı.
Fua’ya giderken ise bir şey daha dikkatimi çekti; Bazı alanlarda insanlar savaşa rağmen yaşamaya alışmış. Neredeyse savaş yok gibi davranıyorlar. O an açılışı yapılan ve önünde yüzlerce insanın toplandığı bir restoran gördük mesela. İnsanlar adeta rest çekiyorlar egemenlere. "Siz ne yaparsanız yapın ben yaşam alışkanlıklarımdan taviz vermek istemiyorum" diyor. Restoranlarda karınlarını doyuran aileler biraz daha içimize su serpti. Çünkü hatırlayanınız mutlaka olacaktır bombardımanların yoğun olduğu dönemde İdlib’li aileler âlimlerden kedi ve köpek eti yemek için fetva istemişlerdi. Bugün gelinen noktada buna ihtiyaç kalmamış olmasına sevinir durumdayız.
Fua merkezine doğru yaklaştığımızda bizleri bekleyen acı görüntülere psikolojik olarak hazır olup olmadığımı düşünüyordum. Zira anlatılanlara bakılırsa Suriye gezimizin başından beri gördüklerimiz aslında görece iyi yerlerdi. Fua ile ilgiliyse söylenecek tek söz; harabe kentti.
Fua’dabirçok bina tıraşlanmış gibiydi. Eğer dört katlı bir binada yaşıyorsanız artık bunun iki katını kullanmak zorundaydınız. Diğer iki katı enkaz halinde evinizin önünde adeta o acı olayı unutturmamak için orada duruyordu.
Biraz parası olanlar hemen enkazı kaldırtmış ve evi restore ettirmiş. Restore deyince yeniden yapılmış zannetmeyin. Dökülen molozlardan sağlam kalan parçaların arasına biraz çimento ekleyerek duvardaki açık kalan bölümleri tamamlamışlar. Aslında sadece rüzgârın girmesini önlemiş oldular. Dıştan baktığınızda ise yaşanan acı hatıralar bina duvarlarında gün gibi tazeliğini koruyor.
Bazı evlerin de yarısı çökmüş. Yarısı ayakta. Burada da mümkün olduğunca kapatılmaya çalışılmış açık alanlar kimi bölümler de harç yapacak bir şey bulunamayınca çuval veya poşetle kapatılmış. Kapısı yıkılan evlerden pencere bölümleri kapı olarak kullanılmaya başlanmış.
Bu evlerin hiç birinde elektrik yok.
Şehirde yeni inşaat neredeyse yok denilecek kadar az. Neredeyse tüm camları kırılmış ancak yaşam devam ediyor. Çünkü yapacak başka bir şeyleri yok. En azından yarımda olsa kendilerine ait bir binada hayatlarını sürdürüyorlar.
Evlerini kaybetmişler.
Topraklarını kaybetmişler.
Hayatlarını kaybetmişler.
Ailelerini kaybetmişler ama umutlarını kaybetmemişler. En azından çoğu için bunu söylememiz mümkün.
Konuştuğum bazı insanlar yaşananların Allah’ın bir takdiri olduğunu ifade ediyorlar. "Kaderimizde bunu yaşamak da varmış" diyerek tevekkül ediyorlar başlarına gelenlere. Daha ilginci yaşananların bu raddeye gelmesini hiç biri arzu etmese de pişman da değiller. Söyledikleri şey çok ilginç; "Savaştan önce üzerimizdeki baskı öyle bir boyuta varmıştı ki ailemizdeki insanlara bile güvenemez olmuştuk. Neredeyse her aileden rejim için çalışan bir ajan olabiliyordu. İnançlarımızı yaşamamız noktasında çok büyük baskılar görüyorduk ama şimdi dinimizi daha rahat yaşıyoruz. Hayatımız zor, yaşadıklarımızı anlatmaya kelimeler yetmez, acılarımızı dile getirmek bile imkânsız ancak her şeyin daha güzel olacağına dair inancımız var. Bir gün inanıyoruz ki Suriye’de hep birlikte kardeşçe yaşayacağız."
Kıymetli okuyucularım; Suriye ile ilgili anlatacak aslında çok şey var ama bu yazı dizimizi burada tamamlamak istiyorum. Amacım ve dileğim yaklaşan kış ayları öncesinde daha da sıkıntılı bir süreç yaşayacak olan buradaki mazlumlara yönelik bir farkındalık oluşturmak ve belki de daha çok insana ulaşarak onların daha rahat yaşamalarına vesile olmak.
Gayret bizden, takdir Allah’tan.


Suriye İzlenimleri'nin 1. bölümünü

http://cukurovabarisgazetesi.net/haber/suriye-izlenimleri-1-24204.html

Suriye İzlenimleri'nin 2. bölümünü

http://www.cukurovabarisgazetesi.net/haber/suriye-izlenimleri-2-24223.html
linkinden okuyabilirsiniz

kurtuluş kılınç barış gazetesi suriye idlib savaş dram yetim ihha